Bugün, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin üzerinden 46 yıl geçti. Bu kara gün, ülke tarihinde derin izler bırakan ve demokrasi tarihimizin dönüm noktalarından biri olan olaydır. Darbe, sadece darbe gecesinin ve sonrası yaşanan askeri yönetimin değil, aynı zamanda toplumun çeşitli katmanlarında kalıcı etkiler bırakan uzun bir süreçtir. 12 Eylül’ün hemen ardından gerçekleştirilen hukuki ve sosyal düzenlemeler, ülkedeki siyasi yaşamı köklü biçimde değiştirmiş ve özellikle temel hak ve özgürlükleri ciddi biçimde sınırlandırmıştır. İnsan hakları ihlalleri, zalimce idamlar ve temel hakların çiğnenmesi, günümüzde de hafızalardan silinmemiştir.
Ancak, 12 Eylül’ün sonuçları sadece darbenin doğrudan etkileri ile sınırlı kalmamış; aynı zamanda, günümüzde Siyasal İslam’ın ve muhafazakar siyasi yapının temelini atan bir zemini de hazırlamıştır. Darbe sonrası kurulan yeni rejim, çeşitli tarikat ve dini akımların kamusal alanda güçlenmesine imkan tanımış ve bu alanlarda köklü dönüşümlere yol açmıştır. Darbe sonrasında gelişen bu hareketler, özellikle “yeşil kuşak” olarak adlandırılan ideolojik yapıya zemin hazırlarken, uluslararası desteklerle şekillenen dini ve siyasi ittifaklar, Türkiye’nin iç ve dış politikasını derinden etkilemiştir. Bu süreçte, özellikle Suudi Arabistan ve Amerika Birleşik Devletleri’nin finans ve ideolojik destekleriyle yürütülen faaliyetler, Müslüman ülkelerde şeriatın hakimiyetini amaçlayan hareketlerin güçlenmesine neden olmuştur.
Bu bağlamda, 12 Eylül cuntasının desteklediği ve yönettiği dini örgütler ile siyasi yapılar, günümüzde de varlıklarını sürdürerek devletin siyasal İslam’ı benimsemesinde önemli bir rol oynuyor. Almanya’da etkin olan Süleymancılar cemaatinin, Rabıta örgütünden aldığı destekle Türk işçileri üzerinde kurduğu nüfuz, bu etkinin bir göstergesidir. Aynı zamanda, Rabıta’nın yakın ilişkiler kurduğu ve desteklediği Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) gibi kuruluşlardan yetişen liderler, AKP hükümet döneminde siyasi iktidarın yapıtaşlarını oluşturmuşlardır. Recep Tayyip Erdoğan gibi isimler, bu yapıların ürünleri olarak, hem ülke içinde hem de uluslararası arenada siyasi etkilerini artırmayı başarmışlardır. Tüm bu gelişmeler, 12 Eylül’ün sadece bir askeri darbe değil, aynı zamanda uzun vadeli ve ciddi sonuçlar doğuran bir dönemin başlangıcı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
